Başlangıcın Sonu

Dışarıdan geçen bir arabanın ayarsız egzoz sesi kızımı uyandırıyordu. Zaten sıkıntılı olan uykusu bölünüyordu sık sık. Uykuya, dinlenmeye ihtiyacı vardı o dönemlerde. Bir uykuya, bir de süte. Ama bir anda uyanınca ne dinlenebiliyordu ne de annesinin memesini emmeye iştahı kalıyordu.

 

Sanki şoförün bize garezi varmış gibi tekrar tekrar geçiyordu araba. Bir yukarıya bir aşağıya. Aslında aynı araba değildi büyük ihtimalle. Her seferinde farklı bir külüstür haykırıyordu aşağıdan. İlginç olanı o zamana kadar hiç farkına varmayışımdı. O arabalardan bir o kadar daha vardı bir kaç sene önce. Şu hurda araba mevzusuyla bayağı azaldılar. Yine de o zaman ortalık daha sessiz gibiydi.

 

Sadece ormandaki hışırtıları duyuyordum ama duyma eylemi sadece kulaktan ibaret değilse onları da duymuyordum. Gerçek ses, bir anda bütün fısıltılar kesildiğinde ulaştı beynime. Yaklaşık 30 saniye boyunca ne rüzgar, ne kuşlar, ne böcekler… Hiçbir ses yoktu. Belki daha da uzundu süre. Ama ben son 30 saniyesini yakaladım. Filme yarıdan giren bir çocuk gibiydim. Bir tek kuşun sesiyle –ne kuşu olduğunu bile bilmiyorum, sadece karga kadar kötü olmayan, saka kadar güzel olmayan bir sesti bu- matine bitti. Ben bir süre sonraki matinenin başlamasını boşuna bekledim. Hayat filminin makarası ne yazık ki başa sarılamıyordu. Bir kere makarayı oynattın mı tekrar gösterim olmuyordu. –Sadece bu gün için sinemamızda- Dağılmış, etrafa yayılmış şeritlerden bazı karelere bakıp hatırlıyordun filmi. Bazen gülüyordun. Bazen ağlıyordun.

 

Kumla’da yazlık sinemada Satürn 5 diye bir bilimkurgu filmi oynuyordu. O zamanlarda filmler yazlık sinemalara iki, üç yıl sonra gelirdi. Ben de Satürn 5’i birkaç yıl önce seyretmiştim. Kirk Douglas oynuyordu ve film çok hoşuma gitmişti. O akşam bir daha seyretmek istiyordum ama param yoktu. Tabii ki gidemedim. Yazlığın çatısında yattım ve gözlerimi kapayıp sinemadan gelen sesleri dinledim. Filmi perdede değil ama göz kapaklarımın gerisinde tekrar izledim. Şimdi geçmişe bakıp düşünüyorum da o seans, seyrettiğim en güzel filmlerden birisiydi. Lekeli, buruşuk bir perdede izlemektense dünyanın en kaliteli perdesinde en ileri teknolojiye sahip bir projeksiyondan izlemiştim.

 

En kaliteli projeksiyondan her zaman bilimkurgu veya avantür filmler seyredilmiyor ne yazık ki. Bazen –çoğu zaman- dramlar, komediler, entrikalar oynuyor perdede. İnsan gözlerini kapadığında kendini bir sinema salonunda buluyor. Hatta görme eylemi sadece gözden ibaret değilse gözlerini kapatmaya bile ihtiyaç duymayabiliyor.

 

Ömerli taraflarında bir yerde olduğumu tahmin ediyorum. Ne yaptığımın farkına varmadan gidebileceğim en uzak yer Ömerli çünkü. Bu konuyu düşünüp ‘olsa olsa Ömerli’dir’ diye bir fikir yok içimde. Sadece biliyorum. Buna hissetmek de diyebilirsiniz. Bütün hayatım boyunca hislerim hep kuvvetli oldu zaten. Hava attığımı düşünenleriniz olacaktır muhakkak. Ama size şunu kesinlikle söyleyebilirim, hislerinin kuvvetli olması hiç de güzel bir şey değil. Şu etrafımdaki ağaçlar kadar hisleri olan insanların ne denli mutlu olduklarını –en azından mutsuz olmadıklarını- gördüm ben.

 

Eşim beni terk edeli ne kadar olmuştu? Birkaç gün gibi geliyordu bana. Hatta markete çıkmış da alışverişe dalıp saati unutmuş bile olabilirdi. Şimdi kapıyı açıp yüzünde 6 yaşındaki bir kız çocuğunun gülümsemesiyle bana sarılabilir, her şeyi affettirdiği gibi, aldığı bir kamyon işe yaramaz şeyi bana taşıtabilirdi. Keşke öyle olsaydı. Şimdi kapının açılıp onun gelmesini ve kapıda bekleyen bir kamyon fare kapanını çıplak ellerimle taşıtmasını isterdim.

 

Gelebilecek durumda olmadığını bildiğim halde isterdim bunu. Evin arkasında eski bir Kızılderili mezarlığı olsa, o mezarlığın bütün büyüsünü kullanmaktan çekinmezdim. Sevenler bir şekilde buluşmalıydılar. Ruhlar buluşmuyorsa vücutları, vücutlar buluşmuyorsa ruhları.

 

Ruhları…

 

Ömerli civarında bir yerdeyim. Yaşayıp yaşamadığımdan tam emin değilim. Şayet yaşamak eylemi sadece vücuttan ibaret değilse ölüye daha yakınım.

 

                                                                                              Nişancı